22 Ağustos 2010 Pazar

HIYAR SOYARKEN

Cumhuriyet dönemi ulemasından Galipzade Tuğrul Efendi mut­fakta hıyar soyup günün salatasını hazırlarken emekli maliye nazırı olan babasını zıvanadan çıkarır. Galip Efendi yüksek sesle “Ulan eşşekoğlu eşek” diye evladına serzenişte bulununca güngörmüş hik­met sahibi evladı muazzama Tuğrul Efendi’nin “Babacığım! Eğer eşeklik mukadderse vaktinde eda edilmelidir. Kazaya kalırsa sonuçları daha kötü olur” diyerek ufkumuzu açmıştı. Bu müşarünileyh mü­kaleme bana vakti zamanında muhterem Sezen-i Ruha-i Efendi hazretleriyle beraber asrın feylesoflarından Keklikizade Nihat Efendi’nin Bağdat Caddesi’ndeki evini ziyaretimizi hatırlatmıştı. Eski Hoca efendiler her yerde, her ortamda ve her fırsatta mutlaka ders yaparlardı. Nihat hocamız da tekaüd olmuş, başından da elim bir yangın kazası geçmiş olmasına rağmen tekerlekli sandalya mahare­tiyle manevra yapıyor ve biz misafirleriyle meşgul olup ahir ömründe bile biz birkaç kişiyi bulmuşken fırsattan istifade hemen bir ders yapmayı ihmal etmeyip dağarcığımıza öyle bir ders sokuşturmayı başardı ki çıkar çıkmaz not alıp bir daha unutmamak üzere bu dersten anladıklarımı her fırsatta anlatıp yazmaya ve yaşamaya gayret edi­yorum. Hoca bize hayatında bir iş yapmak istediğinde şu dörtlü şablona uyarlayıp yapacağı işin bunlara uyması mümkünse yaptığını yoksa kesinlikle o söz konusu şeyden vazgeçtiğini ifade etmişti. Bu maddeler özetle şunlardı:
1) Hukuk
2) Din
3) Ahlak
4) Sübap
Hoca mesela canım helva yemek istiyorsa hangi ortam olursa olsun kimseden çekinmeden ve sıkılmadan bu eylemi gerçekleştirmek için hatta bir defasında belediye otobüsüyle koskanın önünde trafikten mütevellit otobüs uzun süre durmak mecburiyetinde kalır. Hocamız şoförden müsaade isteyerek hemen koksa helvacısına girer. Otobüste bulunan şoför ve yolculara birer kibrit büyüklüğünde helva kestirip satın alıp tekrar otobüse binip hem kendisi ve hem de hazi­run kemalı afiyetle yer. Hocamız helva yemeyi düşünmeye başladığında yine kendi meşhur şablonuna vurarak helva yemeye karar kılmıştır.
Çünkü
1) Helva yemek hukuka aykırı değildir
2) Helva yemek “dine” de aykırı değildir
3) Helva yemek Ahlâka da aykırı değildir
Evet, eğer yapacağımız herhangi bir eylem, iş vs. bu üç şarta uy­gunsa onu yapmakta beis yoktur. Başımıza herhangi bir problem çıkarmaz anlamına gelir. Ama bir de dördüncü bir şart vardır ki o da en az diğerleri kadar mühimdir. Helva yemenin hukuka, dine ve ahlâka uygun olduğu için yenebileceğini ancak sübap şartını da dikkati nazara almayıp fazla kaçırmak en azından sizi ishal yapacaktır (bera­berinde getireceği rahatsızlıklar hariç). Demek ki ölçülü olacağız ve her şeyi yerinde zamanında ve zemininde yapacağız. Eğer bir söz söylenmesi gerekiyorsa eğer o da yerinde, zamanında, zemininde ve muhatabına söylenmiyorsa bizim gibi sıfır sıfır rizikolu ehvenat gibi ben söylerim ben söyleyeceğim, söylerim, yaparım, ederim, konuşurum, konuştum, yaparım, yaptım ben olsaydım gibi varsayımların hiçbir kıymeti harbiyesi olmadığı gibi bu sözler alışılagelmiş yalancılık uzmanlarına aidiyetlerini hemencecik açığavurdukları gibidir ve tamamen keenlem yekündür. Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz söy­lemek ayrı efal tamamen ayrı şeylerdir. Derken ta yıllar öncesiydi tam otuz yıl gibi bir süre önce hısnı Mansur şehrinde metangazı patlaması olmuştu. Binlerce işyeri zarara uğramış, onlarca kişi vefat etmiş, yüzlerce insan yaralanmış, biz diğer gureba da en azından patlama-nın azametinden acaba kıyamet mi kopuyor noluyor diye kokmuştuk. Devlet ve milletçe elele vererek bütün yaralar sarıldıktan sonra bu vahim işin sebebini araştırınca yine fatura bizim zalim müteahhite çıkarıldı. Zavallı lağım müteahhiti üçbeş kuruş fazla kazanmak endişesiyle bu alt yapı hizmetlerine havalandırma yani sübap kanalları takmamış, bu şehri azimin bütün osuruk potansiyeli bir araya gelip temerküz edip dışarı çıkamayınca büyük bir heybetle infilak edip adeta bir atom bombası gibi şehrimizi ortadan yarmış, büyük hendekler yapmış ve bu hengamenin neticesinde ne kadar katı ve sıvı madde varsa hepsini şehrin üstüne püskürtmüş kimi ölmüş, kimisi yaralanmış, en şanslıları da tepeden tırnağa boka belenmişti. Görü­nürde çok küçük bir sebep vardı o da kanalizasyon borularının havalandırma bölümlerinin olmayışıydı. Yani sübap teşkilatı yoktu. Biliyorsunuz bütün otomobil tekerleklerinde bile sübap vardır o kü­çücük kontrollü delik havanın lazım olanı kadarını içeride tuttuğu gibi fazlasını da dışarı atarak bir denge unsurudur. Eğer tekerde hava olmasa otomobil yürüyemez fakat tekerde fazla hava olursa o da pat­lamalara ve felaketlere sebep olabilmektedir. Motor ve eksoz misa­linde de olduğu gibi demek ki her şeyde olduğu gibi şehirlerin altyapı hizmetlerinde de sübap vezaifi gören havalandırma delikleri vardır. Oradan necasetin oluşturduğu gaz rahatça dışarı çıkınca ileride mey­dana gelebilecek büyük felaketlere geçit vermediği gibi hizmetlerin mükemmelen idamesini sağlamaktadır. Aslında bu misal hayatın her konusuna uyarlanabilecek incelikte deruniliğe sahiptir.
Neticeten eğer biz çevremizdeki bütün mahlukatın eşekliklerine imtiyaz verip eşekliklerini yerinde zamanında ve zemininde kazaya bırakmadan yapmalarına izin verip herkesin her şeyi vaktinde yapmasına fırsat verseydik ve buna zemin hazırlasaydık yani özetle ca­nibimizin osuruğunu biriktirip birden patlatarak şehri azime zarar vermesine neden olmazdık. Şüphesiz ki birer osuruk makinesi olan ziruh onu zamana yayıp yavaş yavaş gevşetmelidir. Demek ki kimseye fazla mühlet vermeyip gerçek kimliğini hemen ortaya koymasını ve ona göre tavır alınması gerektiği kanaatindeyim. Aksi takdirde verdiğimiz emeklere ve fedakarlıklara yazıklar olmaktadır.
Hassaten bu makalenin sancısını başlatıp doğumunu sağlayan hak dostu Galip Efendi’yle Tuğrul Efendi’ye şükranlarımı arz eder­ken, Ahmet ve Oğuz kardeşlerime de enkaribüzzamanda hıyarlık ve eşeklik faslı mübarekesinden bize ayak verdikleri takdirde hemen ka­lemimizi fehmimiz mertebesinde serdedeceğimizden hiçbir endişeleri olmayıp bütün okuyucu kardeşlerimden hıyar merkezli ne bulurlarsa bir vesileyle bize kavuşturmalarını istirham ediyor ve makalemizi günün sözüyle bitiriyorum. Eğer eşşeklik mukadderse vaktinde eda edilmelidir aksi takdirde kazaya kalan eşeklik daha kötü sonuçlar doğuracaktır. Bundan kimsenin şüphesi olmasın. Yukarıdaki anekdotlarımızda bunun en güzel tefsiri olsa gerektir.
Unutmayın vakit az kaldı, teneşire bir osuruk borcunuz var. Vesselam.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder