Meyve ve çekirdeklerinden yararlanılan bu bitki, hemen hemen her ülke ve bölgede yetişir.
Özellikleri ve Yararları
-İdrarı söktürür.
-Cildi güzelleştirir.
-Akciğerdeki ağrı ve yaraları geçirir.
-Kolay doğum yapılmasını sağlar.
-Hazmı güçleştirir.
-Alerjiyi giderir.
-Safra için faydalıdır.
-Ciğer ve dalağın kanını giderir.Aba başı: Dağlarda yetişen, dağlıların yediği hıyar gibi dikenli, bir ot.
DLT, I/86; DLT dizininde Besim Atalay bu bitkiyi “yer mürveri” olarak açıklamış, Latince karşılığını da cannababis sativa olarak gös-termiş.
Yer mürverinin “Ababaş-Dikenli Hıyar” ile aynı bitki olup olmadığı tartışmalıdır. Yermürveri, Haziran-Temmuz aylarında hoş kokulu çiçekler açan, 50-200 cm. yüksekliğinde otsu bir bitkidir. Orman ve tarla kenarlarında yetişir. Yaprakları ve meyveleri müshil olarak kul-lanılır. Meyvelerinde tanen, uçucu yağ, reçine ve valirian asidinden başka bol miktarda renk maddeleri bulunur. Bu bitkinin meyveleri sonbaharda tamamen olgunlaştıktan sonra toplanır. Olgunlaşan meyveler parlak siyah bir renktedir. (T. Baytop, Türkiye’nin Tıbbî ve Zehirli Bitkileri, Ü. Yay. İstanbul 1963, s.399). Görüldüğü gibi, yer mürverinin ve özelliklerinin DLT’deki “dağlılar yer, hıyar gibi (hıyar benzeri) dikenli bir ot” tanımlamasıyla az çok uyuşur. Ancak, “aba” kelimesinin bir anlamının da Kıpçakça “ayı” olduğu (DLT,I/86) ve yer mürverinin ülkemiz mahallî isimlerinin birinin de “ayı otu veya ayı hı-yarı” olduğunu (Bk. T.Baytop, Bitki Adları, s.221) hatırlatmakta yarar var.
Teme muhammes-i benâm.
Ba’zı lügatlerinin tercümesin beyan ider. Evvelâ
Vejd: Bir hâlet şar enbar: Sema etmek, hoban kandir: bostan bozuntusu fena hıyar
ACI DÜLEK
(ACI KAVUN, EBU CEHİL KARPUZU, HANZAL EŞEK HIYARI, ACI ELMA, ACI HIYAR, KARGA BÜKEN, CEVZ-İ MUKAYYİ, UTRUÇ)
ADİ ILGIN-(İFDERİ, ÇIBAN OTU)
Adi Ilgın hemen her yerde bulunan çok çeşitli bir bitkidir. Meyvesinden yararlanılır.
Özellikleri ve Yararları
-Mide ağrılarını ve hazımsızlığı giderici özelliğe sahiptir.
-15 gr. Kullanıldığında iyi bir balgam sökücüdür.
-Kurusu bal suyu ile karıştırılıp içilirse safraya iyi gelir
-Her türlü romatizmalı ağrıları giderir.
-Parmak aralarına sürülürse yaraları geçirici özellik taşır.
-10 gr. Adi ılgın kara sevdayı tedavi eder.
-6-7 gramı hıyar suyu ile karıştırılıp 7 gün boyunca içilirse, cüz-
zam hastalığına çare olur.
BEL SOĞUKLUĞUNA REÇETE
1 gr. Kahve ile 12 gr. Hıyar çekirdeği aç karnına içilir.
Hıyarı şenbe ciğer ağrısını keser.
SANCILAR İÇİN
Ravençini, katran köpüğü, rezene suyu ve eşek hıyarı karıştırıla-
rak içilir. Ardından sirke ve fıstık alınması iyi olur.
6-7 gramı hıyar suyu ile karıştırılıp 7 gün boyunca içilirse, cüzzam hastalığına çare olur.
Yine Gültepe Hazretlerinin kudeması Ekşizade Rasim el Turani de her zamanki gibi ilmi faaliyetlere katkısıyla meşhuriyetinden bize şu bilgiyi getirmişlerdi. Konu Tahir Kutsi Makal Benim, Benim O Benim hikayesi ve kitabın başlığıydı o. Vakti zamanında Prof.Dr.Turhan Fey-zioğlunun aleyhine Ecevit hükümetinin Sosyal Güvenlik Veziri Hilmi İşgüzarın bir işgüzarlığı maharetiyle mahkumiyetiyle sonuçlanan yol-suzluklarının ortaya çıkarılması üzerine intikam almak maksadıyla bir kitap yazdırılmıştı. Nemci Onur, aynı konuyu yazdığından ötürü yüzüne gözüne bulaştırmış mahkum olmuştu. Ancak Tahir Kutsi Makal ise usta kalemi sayesinde beraat etmişti. Aslında müşarüni-leyh kitapta Feyzioğlu ince ayar bir şekilde tenkit edildiği halde ispat vaki olmadığından yazar beraat etmişti. Muharriratı mahkum ettirmekte aciz kalan hukuk profesörü şirazeden çıkmış bir vaziyette mahkeme heyetine bu anlatılan benim sadedinden ey yüce divan lütfen o benim o benim o benim diyerek serzenişte bulunduğu halde usta kalemi hapsettirememiştir. Ancak bu hadise hem tatlı bir hatıra olarak tarihe mal olmuş, hem de bu yazılan kitabın söz konusu adı olmuştu “Benim, Benim, O Benim”.
Gerçi bizim “İnsanname” “Kurtlar Vadisi” dizisi gibi tamamen sanal olmasına rağmen birileri kendi şahsi amelleriyle bu yazıları-mızı örtüştürüp kısa yoldan meşhur olmayı denemiş olsalar da bizim şahıslarla değil yanlışlarla hesabımızın olduğunu ifade etmek isteriz. Bu vesileyle Ekşizade Rasim-el Turani ağabeyimizin çalışmaları-mızı tarihle münasebet kurarak beyin jimnastiği yapmasını bizim faaliyetlerimize değer vermesi şeklinde algılıyoruz. Saniyen Rasim-el Turani hazretlerinin Turan Vakfı Riyasetini deruhte etmesi vesilesiyle her hafta yüzlerce kitabı yüklenip Üsküdar Sarhoş İmamlar Tekkesine getirmesinin gerçek bir kültür faaliyeti olduğunu zevkle beyan etmek isterim. Bendeniz de bu emanetleri yüklenip Saktürün gezegenindeki evladı fatihana nakleyleyip tevdi ettiğimi bu vesileyle yüce milletimizin evlatlarının milli ve de yerli tetebbuatla haşir neşir ol-malarını sağlamamız sadedinden bir bakıma kitap yüklü eşek mesabesinde milletimin evlatlarına kitap taşıyan eşek olmaktan büyük bir tezevvük yaşadığımızı iftiharla ifşa etmek isterim.
Pek tabiidir ki her meslek erbabı kendi işiyle iştigal eder sadedinden birkaç zuhurat sıralayıp makalemizi nihayetlendirecek olursak tarihte ıtriyatçı Lütfi İhsanıhak Efendinin Gaziantep hurucatı sadedinden hıyar hak olmasını Göksuna talebin ıtriyat vesilesiyle muhatab olduğu Devaülemrazhane maliki Memduh Efendiyle mükalemesi dehşetnüma bir hadisedir. Yine mayhoşzade efendinin inşaathanesindeki hıyarhahlık neticesinde sünnetli gibi iki ay çapraz kare yürümesi de kayda değer bir olaydır.
Bugün 23 Kasım 2007 saat 13.00 Bendegah-ı Mevleviye Gökhan el Abdullah Efendiyle önce taam eyleyip bilahare yürüyerek Fethi Paşa korusuna vasıl olurken mükalemeye tutulduk. Geçen yaz ailece Marmaris’in beldelerinde tatil yaparken tropikal iklimlerin bir ağacı olan okaliptüs adında büyük bir ağaca tesadüf ettiklerini, bu ağacın aslında bu iklim ve coğrafyaya tamamen yabancı olduğunu onun için çevreyle mütenasip düşmediğini, hatta gariplik çektiğini söyleyerek bu ağacın hususiyetlerinin özetle, kısa zamanda bölgeye hakimiyet kurup semirtip büyüyüp ululaştığını günde takriben binlerce metre küp suyu çektirdiğini ve hatta kendi anayurdu olan tropikal bölgelerde bataklık kurutmakla maruf bir ağaç olduğundan naşi bölgenin bütün yer altı sularını kuruttuğunu anlatınca bendeniz de aniden hayretle Allah Allah demek ki bu ağaç bizim meşhur hortumcu hı-yartolara benzediğini fehmedip kayıt altına alıp milletimi bu ve bunun gibi kaza ve de belalara düçar olmaması için say’ü gayret ettim. Gerçi bu okaliptüs ağacını Anadoluya getirip diktiklerinde ondan eski alışkanlıklarından vazgeçmesini ihtar etmelerine rağmen
o yine huyundan vazgeçmemişti. Fakat hıyar asil bir Türk sebzesi ol-duğundan hep sözünde dururdu. Yüce Çalabın kitabında müslüma-nın tanımı yapılırken onlar namaz kılarlar, ibadet yaparlar şeklindeki bir tanımla karşılaşmaktan çok “Onlar ki ahitlerinde dururlar, verdikleri sözleri yerine getirirler diye tavsif ederler”. Hıyar da hıyarlık vazifesi mucibince Yüce Çalaptan aldığı hıyarlık edramını aldığı günden beridir arsızca hıyarlaşıp insana ve hayvanata hıyar ihtiyaçlarını kıyamete kadar karşılamak için hizmet ve gayret etmek için canhıraş vefa gösteriyor diyoruz.
Yüce Çalap Furkanında “benim bilgim dâhilinde olmaksızın bir yaprak bile kıpırdamaz” buyurmaktadır. Bu vesileyle benim şahsen hiçbir şeyin cebriyenın rüzgarın önündeki kuru yaprak misali tesadüfi olmadığını ve hatta kainattaki her şeyin birer zuhurat dahilinde vuku bulduğu kanaatindeyim, buna inancım da tamdır. İşte yıllar önce harnameyi Memduh Efendiye takdim ettiğimizde bize bir şiir yazıp ikinci baskıda kullanmamızı tavsiye ettiler. Biz de bunu emir telakki eyleyip matbaaya verdiğimiz halde maalesef unutulmuştu. Bilahare “İn-sanname” ve “Hıyarname”ler kaleme alınınca bu şiiri daha dikkatli okuyup ilgili ayetlerle de mütalaa edince esasen bu şiirin bize üç kitap kaleme alacağımızı müjdelemiş ve ışık tuttuğundan onu benimseyip bağrımıza bastıktan sonra müşarünileyh şiirde insan +eşek+hıyar üçlemesinin hakim motif olması, biz de bu fevkaladelik durumu fark edince zuhuratı hem de gerçek zuhuratı idrak edip bu kıtayı şerifi zevkle “Hıyarname”mizin başsözü yapıp, değerlen-dirmeyi siz kıymetli karilerimize terk ediyoruz vesselam!
Eğer takatimiz yeter de ileride bir “Hırname” kaleme alacak olursak hır’ın kavga, savaş, gürültü, anarşi anlamlarına geldiği gibi hır çıkarma=kavga çıkarma manalarına kullanıldığı da cümlenin malumu olmalıdır. Binaenaleyh hır çıkarma argoda erkek cinsel organı namını da taşımaktadır. Bu vesileyle hır hangi manada kullanılırsa kullanılsın bütün dünyada insan, hayvan ve canlı tarihini çok yakın-dan alakadar etmektedir. Çünkü bu organ hayatın idame etmesi üremesi ve hatta tanrının yaratma vasfına vesile olması hasebiyle o kainatın en mühim olmazsa olmaz kavi enstrümanıdır, dedikten sonra bilumum kimesneye ne Yüce Çalap kelamı kadimini doğru dürüst okuyup anlamalarını ve amel eylemelerini taktir eyledi. Ne de bunlar Nutku okuyabildiler ki biri manevi, öbürü maddi kitabımızdı. Ancak Hayrullah Şanzumi’nin suhufunu mukabele usulüyle hatmeyleyip yuttular. Çünkü herkes encamında suretlerini buldular. Halbuki bu suhufatta çok güzel ve de nehafetli mevzular varken kendilerini güzelde, doğruda, dürüstlükte ve adalette görmek varken koca ki-tabcağızdan cımbızla ehveniyat çekip acaba bu ben miyim deyip kendinizi zavallı durumuna düşürmeyin tavsiyesinde bulunmaktan başka hiçbir şey söylemeye kudretim yetmiyor.
Söze 17. yüzyılda yaşamış kıymetli şairimiz Cevri Çelebi Efendinin şu mısrasıyla nihayet vermeyi yeğliyorum;
“Aşinaya Aşinayım
Biganeye Biganeyim”
Vesselam!
22 Ağustos 2010 Pazar
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder